30 Mart 1910’da İstanbul’da dünyaya gelmişti; her çocuk gibi hayat doluydu büyük olasılıkla… Ancak sekiz yaşında annesini kaybetmesi, bir yıl sonra da yatılı okuyacak olması sebebiyle babasından ayrı kalması, ruhunda çok derin yaralar açmıştı. Sinir hastası olan ilk eşinin –aynı zamanda kuzeni- durumu, hiç şüphesiz karamsarlığını daha da körüklemişti. Öyle ki, çocukluk dönemine duyduğu saplantılı özlem, anılara bağlılık ve ölüm, eserlerinin ana konularını oluşturmuştu.
Küçük şeylerden memnun olmasını bilen, fazlasıyla; kibar, utangaç ve içine kapanık hali, -Cahit Sıtkı Tarancı, Oktay Akbal, Cemal Süreya, Cevdet Kudret Solok gibi- yazar dostlarının en çok vurguladığı özellikleriydi.
Kısa yaşamına pek çok şiir, öykü ve deneme sığdırmıştı. “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi” adlı öyküsü, mutluluğun ne çok hasretini çektiğini ve ona kavuşmuş şanslı insanlara nasıl da imrendiğini kanıtlar adeta…
Kırklı yaşlarında hastalandığı vakit, Ankara’daki işinden ayrılmak zorunda kaldı; son yıllarını, geçinebilmek adına, duvarlar arasına kapanıp bir yayınevinin kitaplarını yayına hazırlamakla geçirdi.
Bir şiirinde “Çok şükür öleceğiz, ey ölüler dua edin biz yaşayanlar için.” diyen Ziya Osman Saba, 29 Ocak 1957 tarihinde, kalp krizi geçirerek İstanbul’da hayata veda eder. Mezarı ise ne yazık ki kayıptır; tek bilgi Eyüp Sultan’da gömülü olduğudur.
İyi ki doğdun, iyi ki yaşadın, iyi ki dertlerini kaleme alma cesaretini gösterdin…
“Geçen Zaman” Şiiri
Hiç olmazsa unutmamak isterdim.
Eski geceler, sevdiklerimle dolu odalar…
Yalnız bırakmayın beni hatıralar.
Az yanımda kal çocukluğum,
Temiz yürekli uysal çocukluğum…
Ah, ümit dolu gençliğim,
İlk şiirim, ilk arkadaşım, ilk sevgim…
Doğdugum ev. Rahatlıyacak içim duysam
Bir tek kapının sesini.
Arıyorum aklımda bir ninni bestesini…
Böyle uzaklaşmayın benden, yaşadığım günler.
Güneş, getir bir bayram sabahını.
Açılın açılın tekrar
Çocuk dizlerimdeki yaralar,
Hepiniz benimsiniz:
Mektebim, sınıflarım, oturduğum sıralar…
Yalnız hatırlamak hatırlamak istiyorum
Nerde kaldı sevgilim, seni ilk öptüğüm gün,
Rengine doymadığım o sema,
Ahengine kanmadığım ırmak.
Bırakıp herşeyi nereye gidiyorum?
Neler geçmişti aklımdan,
Nedendi ağladığım, nedendi güldüğüm?
Ah nasıldı yaşamak?
Ziya Osman Saba – 1941
1970 yılında Samsun’da doğan Yavuz Çetin, 10 yaşındayken cura ve bağlama çalmaya başladı. Günün birinde dinlediği elektro gitarın sesine hayran kaldı ve 1985 yılında akustik gitarla başladığı çalışmalarına daha sonra elektro gitarla devam etti. O günden sonra elinden bırakmayacağı gitarı, kısa süreliğine de olsa, kendisini hayata bağlayacaktı. İstanbul’a geldikten sonra müzik çalışmalarına hız veren Yavuz Çetin, birçok grupta gitarist ve solist olarak bulundu; bu grupların içinde Blue Blues Band’in yeri ayrıdır. Batuhan Mutlugil, Kerim Çaplı ve Sunay Özgür’le birlikte kurdukları grup, 70’li yılların Rock ve Blues parçalarını yeniden düzenleyerek sahneye taşıdı. Daha sonra Fuat Güner’le tanışarak, stüdyo müzisyenliğine adım attı ve birçok sanatçının albüm kayıtlarına eşlik etti. Göksel’in “Sabır” şarkısında kullandığı “Talkbox” performansı ile Türkiye’de bir ilke imza attı. MFÖ ile turnelere de katılan Yavuz, gitardaki üstün yeteneği sayesinde aranan bir isim olmayı başarmıştı.
Gazeteler, “Cennet bir virtüöz daha kazandı” ve “Dertli gitar sustu” gibi manşetler attı. Yaşarken Yavuz Çetin’i ve eserlerini görmezden gelen medya, onu ölümünden sonra keşfetmiş, ancak çok geç kalmıştı.